13 Şubat 2017 Pazartesi

14 Şubat Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun..




TL’DEKİ DEĞER KAYBI TEPKİSİZ KALINAMAYACAK KADAR FAZLA

TUĞRUL BELLİ - ŞUBAT 2017

Son 44 ayda Türk Lirası 3 kere “değer kaybı” dönemi yaşadı. Birincisi, eski Fed Başkanı Bernanke’nin ilk defa miktarsal genişlemede kısıtlamayı dile getirmesi ile Haziran 2013’te başladı. Bu döneme Merkez Bankası yüzde 4.5 gibi anormal düşük bir politika faizi ile yakalandı. (Bir noktada ABD’nin para musluklarının kısılacağı bilinmesine rağmen politika faizini bu seviyeye çekmiş olması Erdem Başçı’nın MB kariyerindeki en büyük hataydı.) Sonrasında, hatırlanacağı gibi, MB utangaç bir şekilde, faiz koridoruyla oynayarak, ortalama fonlama faizini %7’lere kadar çıkardı. Ancak, bu da yeterli olmadı, ve 28 Ocak 2014 gecesi faiz oranları 7’den 10’a yükseltilmek durumunda kalınıldı. Böylece, devaluasyonu frenlemek için toplamda %5.5 kadar bir faiz artışı yapılmış oldu. Bu dönemde sepet bazında TL %33 kadar değer kaybetti.

TRUMPİZM’İN BANKACILIĞA ETKİSİ

EGE CANSEN - ŞUBAT 2017



Dünya’nın en büyük devleti ABD’nin başına yine ilginç bir adam geçti: Donald Trump; milyoner bir babanın, emlak işinden milyarder olmuş oğlu. Adamın paraya pula ihtiyacı yok. Zaten başkanlık maaşını da almayacak. Bakanlarının birçoğu da çok ama çoook zengin. Trump, 1980’den sonra müthiş bir gelişme ve yayılma gösteren “küreselleşme” nin nimetlerinden yararlanamayan Amerikan halkının temsilcisi olarak iktidara geldi. Küreselleşme “paranın, malların ve emeğin” ülkeler arasında serbestçe dolaşması anlamına geliyor. Trump’ın iktisadi tercihi ise bunun ters yönünde. “Önce Amerika” (America First) diyor. Yani o bir ulusalcı. ABD’ye ihraç edilmek üzere ucuz emekle Meksika’da üretilen küresel markalı (Ford, Chevrolet, Chrysler, BMW, Toyota v.b.) arabaların ithalinden % 35, Çin’den gelecek mallardan da % 45 gümrük alacağını açıkladı. Yani malların hareketini yavaşlatmak istiyor. Böylece işsiz Amerikalılar iş bulacak. Ayrıca Meksika sınırına yüksek duvar örerek Meksikalı emekçilerin ABD’ye girişlerine engel olmak kararında...

13 Ocak 2017 Cuma

YÜKSEK FAİZİ UNUTUN

EGE CANSEN - OCAK 2017

Özellikle bankacılık sektöründe yaygın bir “yüksek faiz” beklentisi var. Maalesef akademisyen yani “mektepli” veya benim gibi piyasadan yetişme yani “alaylı” iktisat yorumcularının %99’u yüksek faizcidir. Bunu da sözde enflasyon artışına engel olmak için isterler. 2016’ın son aylarında Merkez Bankası’nın faizleri ciddi oranda (mesela 2014 Ocak ayında yaptığı gibi, haftalık repo faizini bir seferde %5,5) artırması gerekir diye konuşup durdular. Ben de yıllardır “Sakın ha! Faizi yükseltmeyin” diye bağırıp durdum. Ama beni dinleyen olmadı. Lakin Cumhurbaşkanı Erdoğan, hangi gerekçeyle olursa olsun, neticede doğru tarafa ağırlığını koydu. Merkez “döviz fiyat artışını durdurmak için faiz silahını çekmelidir” yaygarası bir süreliğine durdu. Pekiyi, ben niye faiz artmamalıdır diyorum?

TÜRKİYE’DEKİ MÜZMİN ENFLASYONUN ANA SEBEBİ

TUĞRUL BELLİ - OCAK 2017

Aralık TÜFE’si yüzde 0.90 olan beklentilerin hayli üzerinde yüzde 1.64 oldu. Böylece 2016 yılını yüzde 8.53 enflasyon ile kapatmış olduk. Halbuki, daha 2 ay önce MB yıl sonu enflasyonunu yüzde 7.5 olarak tahmin etmişti! şahsen, Dünyada son 3-4 yıldır güçlü deflasyon (eksi enflasyon) rüzgarları eserken bizim gene rekor sayılabilecek bir enflasyon oranına sahip olmamızın mutlaka açıklamaya muhtaç bir durum olduğunu düşünüyorum.
Enflasyon her zaman ve her yerde bir “ayağını yorganına göre uzatamama”, yani ekonominin imkanlarını zorla(t)ma sorunudur. (Burada “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur” diyen ekonomist Milton Friedman’a da bir gönderme yapıyorum.) Enflasyon yaratmada nasıl başarı nasıl sağlanır derseniz klasik ve en çabuk yolu kamu harcamalarını zıplatıp bütçe açığını patlattıktan sonra para basmaktır. (Para basmaktan kasıt Merkez Bankası’nın doğrudan kamuya kredi açmasıdır.) Neyse ki bizde ne bütçe açığını patlatmak, ne de para basarak açığı finanse etmek yöntemleri uzun zamandan beri kullanılmıyor. (Bu yöntemi biz (iyiki de) kullanmıyoruz da Batı ekonomilerinin yaşadıkları deflasyona ve sıfıra yakın faiz oranlarına rağmen kullanmamaya direnmelerini anlamak mümkün değil!)

13 Aralık 2016 Salı

DÖVİZ KURLARI NEREYE KOŞUYOR?

TUĞRUL BELLİ - ARALIK 2016

“Geçen ay uluslararası piyasalar Trump’ın seçilmesine biraz fazlaca ani ve aşırı bir tepki vermişti. Dolar endeksi Trump’ın seçilmesinden sonraki 15 günde %4 gibi bir oranda değer kazandı. Belki biz alışığız ama dolar gibi bir para birimi için bu çok hızlı bir değerlenme. Trump sonrası doların değerlenmesinin şöyle bir mantığı var: Trump, söz verdiği gibi altyapı yatırımları için muslukları açacak, aynı zamanda kurumlar vergisini azaltarak şirketlerin yatırım yapma iştahını artıracak. Böylece, zaten son dönemde ısınma emareleri gösteren ABD ekonomisi iyice ısınacak ve enflasyon da yukarı yönlü harekete geçecek. Bu şartlar altında, Fed faiz artışlarına hız vermek zorunda kalacak. ABD faizleri yükselince de son 10 yıldır küresel piyasalarda dolaşan dolarlar kısmen vatanına dönecek. Ayrıca, yüksek kurumlar vergisi oranları nedeniyle bugüne kadar atıl paralarını ABD dışında tutan şirketler de bu paralarını ABD’ye çekince dolar daha da değerlenecek. Dediğim gibi, biraz fazla ani olmakla birlikte, dolardaki bu tepki beklenmedik değil...

BU İKTİSAT ANLAYIŞIYLA BAŞIMIZ KRİZDEN KURTULMAZ

EGE CANSEN - ARALIK 2016

Türkiye’de piyasalar eliyle % 14 (0.5/3.5-1) kadar devalüasyon oldu ve süreç maalesef devam ediyor. Ortalık yangın yerine döndü. Hatırlayalım: İngiltere, AB’den ayrılma kararı verdi, İngiliz Sterlini Amerikan doları karşısında kısa sürede % 15 değer kaybetti. İngiltere’de bizdeki gibi bir öldük bittik feryatları yeri göğü kaplamadı. EURO, birkaç yıl içinde dolar karşısında 1,36’dan 1,06’ya geriledi. Yani % 22 devalüe oldu. AB’de öldük bittik diyen olmadı. Hatta tam aksine, “oh, oh paramızın değeri düştü, ihracatımız artacak diye sevinildi.” Aynan de bu oldu. İspanya ve İtalya hatta Yunanistan cari açıklarını kapadı. Bırakın firmaların batmasını, batık firmalar su üstüne çıktı. Çünkü bu ülkelerde gelirler/ücretler dolar cinsinden düşerken “ücretlere devalüasyon kadar zam yapılmadı”. Ücretler yükselmeyince “ücret-fiyat” sarmalı olan enflasyon oluşmadı. Ucuz EURO ekonomisi zora girmiş AB ülkelerin rekabet gücünü artırdı. işler toparlandı...